ALEXANDER GRAHAM BELL

Yazar: bursa  |  Kategori: Biyografi

alexander-graham-bell

Yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası durumuna gelen Telefon 125 yıl önce 10 Mart 1876 Günü doğdu. Aslında Graham Bell, sağırların sessizliğini ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bunu başaramadı ama her Gün yeni bir özelliğe kavuşan telefonla birbirinden kilometrelerce uzaktaki insanların birbirlerini duymalarını sağladı.
Telefonun yaratıcılarından olan Graham Bell’in annesi doÄŸuÅŸtan sağırdı. Dedesi ve babası yıllarını sağırlara adadı. Özellikle babası sağırlara duymasalar bile konuÅŸmayı öğretmenin yollarını geliÅŸtirmeye çalıştı. İki kardeÅŸi veremden ölünce, babası kalan tek oÄŸlunun saÄŸlığı için Kanada’ya göçtü. Babasının ölümünden sonra onun çalışmalarını tanıtmak ve yaymak için çabalayan Graham Bell ABD’ye gitti. Burada bir süre sağırlara dil öğretmeni yetiÅŸtiren okulda çalıştı. Daha sonra kendi okulunu kurdu.

Ünü kısa sürede yayılan Bell, Oxford Üniversitesi’ne konuk öğretmen olarak çaÄŸrıldı. İngiltere’de eline geçen Alman Hermann von Helmholz adlı bilginin iÅŸitme fizyolojisine iliÅŸkin kitabını okudu. Müzik sesinin bir tel aracılığı ile aktarılabilineceÄŸi düşüncesi üzerinde yoÄŸunlaÅŸtı. Bu sırada baÅŸka bilim adamları da bu konularda çalışmalar yürütüyordu. İlisha Gray bunlardan biriydi.

İngiletere’den dönen Bell, Boston Üniversitesi İnsan Sesi Fizyolojisi dalı profesörlüğüne getirildi. Kuramsal bilgilerini teknik destekle yaÅŸama geçirmeye ve iÅŸitme engelliler için duymalarını saÄŸlayacak Aletler yapmaya giriÅŸti. Thomas Watson adlı bir Elektrik Mühendisi ile birlikte çalışmaya baÅŸladı. Çalışmalarını yürütmek için maddi destek gerektiÄŸinde kendisine Avukat Gardnier Greene Hubbart yardım elini uzattı. Bell ve Watson 1875 yılında sesin tel üzerinden bir baÅŸka yere gittiÄŸini ortaya çıkardı. Ancak ses anlaşılmaz bir durumdaydı. 14 Åžubat 1876 günü Bell ve Gray telefon Patenti almak için ayrı ayrı baÅŸvuru yaptı. Bell’e 7 Mart günü istediÄŸi Patent verildi. 174.465 nolu patentini alan Bell atölyede denemelerini sürdürürken telefonu çalıştırmak için kullandığı bataryadan pantolonuna Asit döküldü. Watson’u yardıma çağırdı:

“Bay Watson, çabuk buraya gelin. Sizi istiyorum.”

Bell yardımcısını yardıma çağırırken farkında olmadan 125 yıl önce 10 Mart günü ilk telefon görüşmesini yaptı. Watson Bell’in sesini “telefon”dan duydu. ABD’nin 100’üncü kuruluÅŸ yıldönümüne denk gelen bu buluÅŸu ona düzenlenen Yüz Yıl sergisinde birçok ödül kazandırdı.
Bell bilimsel çalışmalarını yürütmek için maddi ve manevi destek gördüğü Hubbart Ailesi’nden Mabel ile bir yıl sonra evlendi. EÅŸi dört yaşından beri sağırdı. Bell öğrencisi olarak tanıdığı ve daha sonra evlendiÄŸi Mabel’e derin bir sevgi duydu. Artan ününe karşın hiçbir zaman ne eÅŸini ne de sağırları unuttu. EÅŸine yazdığı bir mektupta “EÅŸin, hangi noktaya çıkarsa çıksın, ne denli zengin olursa olsun, emin ol sağırları ve onların sorunlarını her zaman düşünecektir” diye yazmıştır. Bugün öne çıkan buluÅŸlarının gölgesinde kalan yapıtlarının çoÄŸu sağırlık konusundaydı. Sağır annesinin ve eÅŸinin duyamadığı sesleri kaydetmeyi baÅŸardı. “Gramofon”dan kazandığı parayı bugün de sağırlar için çalışmalar yürüten Alexander Graham Bell Sağırlar Kurumu’na harcadı. Fransa hükûmeti insanlığa hizmetinden dolayı onur ve para ödülü verdi. Verilen parayı Washington’da Sağırlar için Volta Enstitüsü’nü kurmada kullandı. İlk el telefonunu geliÅŸtirmek için Bell teknik sorunları alt etmeye çalışırken bir yandan da kendisini dava eden Gray’a karşı hukuk savaşı verdi. Telefon atölyeden 4 yılda çıkabildi. 1880 yılında Bell’e yardım eden Tainer radyofon adını verdikleri Aleti denedi.

Bir okulun tepesine çıkan Tainer çok uzaktan görebildiÄŸi Bell’e telefonla seslendi “Bay Bell. Bay Bell. Beni duyabiliyorsanız lütfen pencerenin önüne gelip ÅŸapkanızı sallayın.” Bell ÅŸapkasını salladığında artık telefon doÄŸumunun ardından emeklemeye baÅŸladı. Sekiz yıl sonra Connecticut eyaleti ilk telefon ÅŸebekesine sahip kent oldu. Telefon yakın yıllara dek Türkiye’de olduÄŸu gibi santraller ve memurlar aracılığı ile yürütülüyordu. Bir süre sonra santrallerde erkek memur yerine kadın memurun çalışması geleneÄŸi baÅŸladı. İlk kadın santral memuru da Boston’da çalışmaya baÅŸlayan Emma Nut oldu.

Kimi siyah beyaz filmlerde gülme konusu yapılan “manyetolu telefon” görüşmeleri 1899 yılında Almon B. Stowger adlı birinin katkısı ile otomatikleÅŸmeye yöneldi. İşin garip tarafı Stowger telefoncu deÄŸil cenaze levazımatçısıydı. Rakibinin eÅŸi telefon ÅŸirketinde çalışıyordu. Cenaze iÅŸleri için Strowger’ı arayanları bu memur kendi eÅŸine baÄŸlıyordu. Bu zor durum karşısında çözüm bulmak için kolları sıvayan Strowger otomatik santralı yapmayı baÅŸardı. Halk yeni telefona “kızsız telefon” adını taktı. Bugünkü telefonlara benzemeyen bir biçimdeydi. Üzerinde birler, onlar, yüzler basamağını temsil eden üç tuÅŸ bulunuyordu. BaÄŸlanmak istenen numara tuÅŸlara aranan numarada yer alan rakamın deÄŸeri kadar basılarak saÄŸlanıyordu. Arayan kiÅŸi tuÅŸa kaç kez bastığını sık sık ÅŸaşırdığı için karmaÅŸaya da yol açıyordu. Bunun da çözümü çok geçmeden bulundu.
Kısa sürede New York sokaklarını telefon direkleri ve kablo hatları örümcek ağı gibi kapladı. Yürünmez bir hale gelen sokaklardaki bir telefon direği kabloları tutan 50 çapraz tahta taşıyordu. Telefon günlük yaşama değişik biçimlerde girmeye başladı.

O yıllarda yayımlanan gazetelere verilen bir reklamda telefon şöyle tanıtıldı:

“Sohbet. ağızdan kulaÄŸa telefonla konuÅŸarak çok daha rahat…”

Bell 1915 yılında New York’u San Francisco’ya baÄŸlayan ilk uzun kentlerarası telefon hattını açtı. Karşısında yine yardımcısı Watson vardı. Aradan geçen onca yıla karşın Bell ilk günü unutmadı. Watson’a “Watson seni istiyorum, buraya gel” dedi.

Telefonun olanaklarından yararlanarak müşteri çekmek isteyen Oteller arasında kıyasıya bir savaÅŸ baÅŸladı. Oteller ünlü müzik, tiyatro, opera, konser salonlarına baÄŸlanan telefon “Tiyatrofon” hattı ile aldıkları sesi lobilerinde oturan müşterilerine dinletmeye baÅŸladı. Bu evlere ve iÅŸ yerlerine yayıldı.

Graham Bell belleklerde telefonun bulucusu olarak yer etse de adının öne çıkmadığı çalışmaları da vardı.
Bunlardan biri büyük bir ilgi ile tüm dünyanın izlediÄŸi National Geographic dergisindeki yöneticiliÄŸiydi. Yüzyirmi yıl önce silahlı saldırıya uÄŸrayan ve ağır yaralanan ABD BaÅŸkanı Garfield’ın bedenindeki kurÅŸunların yerini belirlemede ilk kez kullandığı telefonik sonda, Röntgen’in X ışınları ile tanıyı geliÅŸtirilmesinde kullanıldı. Deniz ve Hava taşımacılığı için projeler gerçekleÅŸtirdi.

1893 yılında telefon ile ilgili geliÅŸmeleri Kaleme alan bir yazar gözlemini şöyle dile getirdi: “Åžu anda duyabildiÄŸimiz sanatçı ve ÅŸarkıcıları bir süre sonra insanlık görmeyi de baÅŸaracak.”

Bu sözler “televizyon” özlemi olarak yorumlanmasına karşın geliÅŸen teknoloji görüntülü cep telefonlarını, internet üzerinden Canlı yayınla iletiÅŸimi iÅŸaret ettiÄŸini göstermektedir. Bilimkurgu severler ise “Uzay Yolu” filminden esinlenerek insanların ışınlanmalarından, insanların bulundukları yerde baÅŸka bir yerdeki olayı üç boyutlu olarak ekranlarda görerek ya da duyarak deÄŸil hissederek elde edeceÄŸi Günleri tartışıyor.

Sağırlığa karşı yürütülen savaşımın sonucu insanlık dünyasının sağırlığını gideren bir buluÅŸu armaÄŸan eden Bell öldüğünde ona duyulan büyük saygı ve sevgiden ötürü soyadından yola çıkarak telefonu simgelemek için kırmızı “çan” resimleri kullanıldı…

Albert Einstein

Yazar: bursa  |  Kategori: Biyografi

albert-einstein

Albert Einstein, Almanyada 14 Mart 1879 tarihinde doğdu. Doğumundan kısa süre sonra Ailesi Munich’e taşındığı için eğitimine Munich’deki Luitpold Gymnasium’da başladı. Bu dönemlerde annesinin ısrarı ile Keman dersleri alıyordu. 1894 yılında Hermann Einstein’ın iflası sonucu Aile İtalya’ya taşındı. Bu dönem, Albert okulunu bitirmek için dönem sonuna kadar Munich’te kaldı. 1896 yılında ailesi tarafından eğitimine devam etmesi için Aarau, İsviçre’ye gönderildi ve Zurich’deki Swiss Federal Polytechnic School’a fizik ve matematik öğretmeni olmak için başladı. 1901’de mezun oldu ve İsviçre vatandaşlığına hak kazandı. Öğretmenlik yapabileceği bir pozisyon olmadığı için teknik asistan olarak İsviçre Patent Ofisinde çalışmaya başladı. 1905 yılında doktorasını tamamladı.

Patent Ofisinde çalıştığı sürede birçok önemli iş yaptı ve 1908’de Berne’e okutman olarak atandı. 1909’da Zurich Üniversitesinde Professör ünvanı ile çalışmaya başladı. Daha sonra 1911’de Prague Üniversitesinde Fizik Professörlüğüne erişti fakat 1912’de benzer bir pozisyon için Zurich Üniversitesine geri döndü. Burda, matematikçi Marcel Grossman ile çalışmaya başladı. Bu dönemde Albert, zamanı dördüncü boyut olarak tanımladı. 1914’de Kaiser Wilhelm Fizik Enstitüsü müdürlüğüne ve Berlin Üniversitesinde Professörlüğe atandı. Aynı yıl Alman vatandaşlığına geçti fakat 1933’de politik sebeplerden ötürü (Hitler’in ve Nazi Partisi’nin iktidara gelmesi ve kendisinin Musevi olmasi) bu haktan vazgeçip Amerikaya göç etti ve

Princeton Üniversitesinde Professör oldu. 1940 yılında Amerikan vatandaşı oldu ve 1945’de Princetondaki işinden emekli oldu.

İkinci Dünya Savaşından sonra Albert Einsten dünya üzerinde belirli bir saygınlığa ulaşmıştı. Kendisine yapılan İsrail başkanlığı teklifini reddetti fakat Dr.Chaim Weizmann ile Jerusalem Musevi Üniversitesinin kuruluşunda ortak çalıştı. 1945 yılında Roosvelt’e yazdığı mektupta nükleer silahların yapılabileceğinden bahsetti fakat Hiroşima faciasından sonra bu icadından dolayı duyduğu pişmanlık ile ölümüne dek nükleer silah kullanımına ve geliştirilmesine karşı bir tutum izledi. Atom Bombası

Albert Einstein, Avrupa ve Amerika’daki birçok üniversiteden fizik, tıp ve felsefe dallarında onursal doktora almaya hak kazandı. 1920’lerde Avrupa, Amerika ve Uzak Doğuda ders verdi. Çalışmaları sayesinde birçok ödül aldı, bunlar arasında Copley Nişanı (1925) ve Franklin Nişanı (1935) da vardır
1903 yılında kendisi gibi bir fizikçi olan Mileva Maric ile evlendi, bir kızı ve iki oğlu oldu. 1919 yılında Mileva’dan boşanıp kuzeni, Elsa Löwenthal ile evlendi. Aldığı ilk Nobel Ödülünü boşanırken eski karısı Mileva’ya verdi. 18 Nisan 1955’de Princetonda öldü. Ölümünden sonra yapılan araştırmalarda beyin yapısının normal bir insandan oldukça farklı olduğu, çektiği çeşitli sorunların bu yapıdan kaynaklandığı ortaya çıktı.

Alaaddin Us

Yazar: bursa  |  Kategori: Biyografi

alaaddin-us

Tunceli’den Bursa’ya göç eden bir Ailenin üçüncü çocuklarıyım. Daha sonra İstanbul’a yeni bir göç daha yaşanıyor ve ben 60 lı yıllarda dünyaya geliyorum. Çocukluğumun uzun bir dönemi İstanbul Zeytinburnu o zamanlar gecekondu ve o dönemlerde ben yavaş yavaş büyümeye başlıyorum.
İlk ve ortaokulu orada okuyorum. Daha sonra lise 1nci sınıfa kadar burada yaşayıp, daha sonra meslek lisesine geçiş yapıyorum. İşte bu sırada İstanbul’un Anadolu yakasına taşınıyoruz ve uzun yıllar Kartal Maltepe’de yaşamaya ve artık buralarda yaşan genellikle işçi olan halkın içerisinde şekillenmeye başlıyorum. Evet, şimdi müzik nerde diye sorarsanız çocukluğumdan beri Aile içinde bağlama çalan benden büyüklerim vardı. Yani kulağımda müzik her zaman vardı. Bu yıllarda Belediye konservatuarına gittim 2 sene kadar burada daha da geliştim, sonra Askerlik ve sonrasında tersanelerde işçi olarak çalışmaya başladım. En son Türkiye Gemi Sanayi’nde 8 sene kadar çalıştıktan sonra sadece müzikle uğraşmaya başladım.
1994 yılının başlarında ATEŞ HIRSIZLARI’nı piyasaya çıkardım. Bu dönemde Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde konserlerim oldu.Daha önce, Sivas olaylarında ölen arkadaşlarım anısına bir şarkı yapmıştım, tam o dönemde Edip Akbayram’ın okuduğu TÜRKÜLER YANMAZ’ı besteledim. O albümde 3 tane daha şarkım yer aldı. Yani bestelerim, kendi albümümden önce duyulmaya başladı. ATEŞ HIRSIZLARI’ ndan sonra 1995 te kaybettiğim anneme hitaben YURDUMUN TRENLERİ’ni yaptım ve artık müzik daha çok hayatımdaydı.Artık kendimi müzikle daha iyi ifade edebildiğimi anladım.
Müzik benim toplumla aramda güzel ve çok önemli bir köprü oldu.1998 de YAZ GİBİ GEL çıktı bu albüm benim olgunlaşma dönemimi anlatır, ilk defa kendi düzenlediğim albüm oldu ve daha sonra ki albümlerimi de düzenlemeye başladım.Daha sonra Metropol müzikten çıkan YAZ GİBİ GEL’den sonra SALKIM SÖĞÜT- 1 ‘de üç tane türküyle yer aldım ve sonra yine aynı firmayla NASİHAT’ i yaptım. Sadece türkülerden oluşan bu albümle, insanlar türkü de söyleyebildiğimi anladılar. Aslında ben bestelerimle insanlara ulaşmak istiyordum ama o dönem türküler revaçtaydı, dolayısıyla firmanın isteği ile çıkmış bir çalışma oldu. Daha sonra karışık albümler izledi. Bunlar; ÜLKEN SENİN YÜREĞİNDİR , SABAH TÜRKÜLERİ, DUYUYORMUSUNUZ, RENGAHENK TÜRKÜLER, ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ. Bu arada Edip Akbayram, Suavi, Kızılırmak, Banu, Sevda Gönülcan tarafından bir çok şarkılarım okundu. Bu sıralar USLANMAZ ŞARKILAR adında yeni bir albümü çıkartmaya çalışıyorum ve RENGAHENK TÜRKÜLER’ in ikincisi de çıkmak üzere.